Genç Delikanlı Üvey Annesini Kıvama Getiriyor
Kyle’in hayatı, babasının yeniden evlenmesiyle birlikte tamamen değişmişti. Yeni üvey annesi Millie Morgan, evin içine adeta bir bahar esintisi gibi girmişti; güzel, zarif, ama aynı zamanda aşırı koruyucu bir kadındı. Kyle’a karşı gösterdiği ilgi, bazen anne şefkatiyle karışıyor, bazen de fark edilir bir flörtözlük taşıyordu. Kyle da bu ilgiden hoşlanıyordu. Millie’nin iltifatları, gülümsemeleri, arada bir omzuna dokunuşu… Genç adamın içinde yıllardır bastırdığı bir ateş yavaş yavaş alevlenmeye başlamıştı.O gün mutfakta kahve içerken sohbet yine her zamanki gibi samimi bir hal aldı. Millie, tezgâha yaslanmış, Kyle’a bakarak gülümsedi. “Kızlar peşinde koşuyordur kesin, değil mi? Yakışıklı delikanlısın, eminim kapış kapış gidiyorsundur.” Kyle omuz silkti, gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan cevap verdi: “Bazen evet, ama ilgimi çekmiyorlar. Ben daha çok olgun kadınlardan hoşlanıyorum. Ama onlar da pek bana bakmıyor.” Millie’nin kaşları hafifçe kalktı, merakla sordu: “Ne kadar olgun mesela?” Kyle’ın dudaklarında muzip bir gülümseme belirdi. “Senin yaşında falan işte.”Bir anlık sessizlik oldu. Millie önce güldü, sonra şakalaşarak devam etti: “İstersen arkadaşlarımdan birini ayarlayayım sana, ne dersin?” Ama Kyle’ın yüzü ciddileşti. Bir adım yaklaştı, sesini alçalttı. “Aslında… Eğer çok tuhaf gelmezse, sana bir öpücük verebilir miyim?” Millie’nin yüzü anında değişti. Gözleri faltaşı gibi açıldı, sesi titredi. “Beni mi alaya alıyorsun Kyle? Dalga mı geçiyorsun benimle?” Genç adam hemen itiraz etti: “Hayır, vallahi ciddiydim. Hiç bu kadar ciddi olmadım.” Millie’nin gözleri doldu, öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. “Babanla ilgili her şeyi sana anlattım diye mi böyle yapıyorsun? Zavallı üvey annene acıyorsun, değil mi? Onun yalnızlığını, ilgisizliğini biliyorsun ve şimdi de bana kemik atıyorsun sanki!”Kyle’ın kalbi sıkıştı. “Öyle değil, Millie. Ben seni gerçekten beğeniyorum. Sana bunu kanıtlamak istiyorum.” Millie başını iki yana salladı, sesi kararlıydı: “Eğer buna izin verirsem, kötü bir insan olurum. Bu yanlış, çok yanlış!” Kyle elini uzattı, Millie’nin elini tuttu ve dudaklarına götürdü, yumuşak bir öpücük kondurdu. “Ben artık küçük değilim. Erkek oldum. Sadece düşün, lütfen.” Millie’nin nefesi hızlandı, ama bir şey söyleyemedi. Gözleri nemliydi. Sonunda elini çekti ve hızlı adımlarla mutfaktan çıktı. Kyle arkasından bakakaldı.Ertesi gün arabada, Kyle ehliyet sınavına giderken Millie yan koltukta oturuyordu. Hava gergindi ama aynı zamanda elektrik yüklüydü. Kyle yine elini tuttu, öptü. Bu sefer Millie geri çekilmedi. Yavaşça eğildi ve Kyle’ın yanağına hafif, titrek bir öpücük kondurdu. Eve döndüklerinde Kyle teşekkür etti: “Benimle geldiğin için sağ ol.” Omuzlarını ovuşturmaya başladı, parmakları annesinin boynuna doğru kaydı. Kulağına eğildi, fısıldadı: “Bana güven.” Millie bir an duraksadı, sonra birden döndü ve dudaklarını Kyle’ın dudaklarına yapıştırdı. Öpücük aç, derin ve kontrolsüzdü. Kyle’ın elleri istemsizce aşağı kaydı, annesinin kalçalarını sıktı, sıkıca kendine çekti. Ama tam o anda Millie geri çekildi, nefes nefese kaldı ve koşar adımlarla odadan çıktı.Kyle peşinden koştu, yatak odasına kadar geldi. Kapıda durdu, sesi yumuşaktı: “Dün konuştuklarımızı mı düşünüyorsun hâlâ?” Millie yatağın kenarına oturmuş, ellerini kucağında kenetlemişti. Kyle cesaretini topladı, daha ileri gitti: “Babam en son ne zaman seni becerdi? Onunla birlikteyken beni düşünüyor musun?” Millie’nin yanakları kızardı. “Saçmalama Kyle.” Ama gözleri kaçıyordu. Kyle yatağa oturdu, elini kasıklarına götürdü, yavaşça ovuşturmaya başladı. “Görmek ister misin? Şu an ıslak mısın?” Millie önce başını eğdi, sonra usulca başını salladı. Evet.Kyle kalkacak gibi yaptı. “Rahatsız ediyorsam giderim.” Millie’nin eli aniden koluna gitti. “Gitme. Görmek istiyorum… aletini.” Kyle fermuarını indirdi, sertleşmiş erkekliği dışarı fırladı. Yavaşça sıvazlamaya başladı. “Yaklaş.” Millie tereddütle kalktı, dudaklarını Kyle’ın dudaklarına bastırdı. Ama yine geri çekildi. “Bunu yapmamalıyız.” Kyle boynunu öpmeye başladı, fısıldadı: “Baban yarın sabaha kadar gelmeyecek. Güven bana, her şey yolunda olacak.” Elini tuttu, kendi sertliğine götürdü ve sıvazlatmaya başladı.Millie’nin elleri titriyordu ama durmadı. Elbisesini sıyırdı, altında hiçbir şey yoktu. Çıplaklığı Kyle’ın nefesini kesti. “Bu bizim sırrımız olsun, tamam mı?” dedi Millie, sesi hem yalvarış hem emir doluydu. Kyle başıyla onayladı, eğildi ve annesinin göğüslerini ağzına aldı, emmeye, yalamaya başladı. Millie inledi: “Ah oğlum… ne kadar tatlısın sen.” Sonra onu yatağa itti, diz çöktü ve ağzına aldı. Derin, ıslak, aç bir hareketle tamamen içine çekti. Dilini ustalıkla gezdiriyor, başını ileri geri hareket ettiriyordu. Kyle’ın elleri saçlarına dolandı, inlemeleri odayı doldurdu. Millie’nin gözleri yukarı kalktı, Kyle’la göz göze geldiler. O an aralarındaki her şey değişti; anne-oğul ilişkisi çoktan geride kalmış, yerini saf, yasak bir arzuya bırakmıştı.Millie’nin dudakları etrafında sıkıca kapanmışken, Kyle’ın kalbi deli gibi çarpıyordu. Bu sadece bir an değildi; bu, ikisinin de uzun zamandır beklediği, ama korktuğu bir başlangıçtı. Millie ağzından çıkardı, nefes nefese baktı ona. “Bunu gerçekten istiyor musun?” diye sordu. Kyle’ın cevabı tek kelimeydi: “Evet.” Ve o “evet”, ikisini de geri dönüşü olmayan bir yola soktu. Artık duramayacaklardı. Yasak olan, bir kere tadılınca bağımlılık haline gelmişti ve bu evde, bu odada, her şey yeniden yazılacaktı.