Yaramaz Kız Üvey Babasını Baştan Çıkarıyor
Boşanmanın ardından Melody ile üvey babası Ryan arasındaki ilişki, sessiz ama derin bir değişim geçirmeye başladı. Başlangıçta sadece küçük jestler, uzun bakışmalar ve tesadüfi dokunuşlardı; ancak zaman ilerledikçe bu masum yakınlaşmalar kontrol edilemez bir çekime dönüştü. İkisi de biliyordu ki o çizgi aşılmamalıydı. Toplumun, ahlakın, hatta kendi vicdanlarının koyduğu o kalın, kırmızı çizgi. Yine de bir gece, duyguların ve arzuların en yüksek olduğu anda, o çizgi acımasızca geçildi. Ryan, kızı olarak gördüğü, büyüttüğü, koruduğu Melody’yi kollarına aldı ve yasak olanı yaptı. O anın sıcaklığı, tutkuyla karışık suçluluk duygusu, ikisini de bir daha asla eskisi gibi olamayacakları bir yere sürükledi.Ryan o geceden sonra defalarca kendine aynı soruyu sordu: “Neden?” Pişmanlık, göğsünde bir yumru gibi büyüdü. Melody’ye her baktığında, o masum gülümsemenin ardında artık bambaşka bir gerçeklik görüyordu. Kendi elleriyle inşa ettiği baba-kız bağını kendi elleriyle yok etmişti. Kararlıydı; bir daha asla olmayacaktı. Bu bir hataydı, tek seferlik bir zayıflıktı ve sonsuza dek gömülmeliydi. Ancak insan kalbi, mantığın koyduğu kurallara her zaman uymuyordu. Melody de aynı pişmanlığı taşımıyordu. Aksine, o geceyi zihninde tekrar tekrar yaşıyor, babasının kokusunu, teninin sıcaklığını, içini titreten o teslimiyeti özlüyordu. Onun için bu bir hata değil, uyanıştı. Yasak olanın cazibesi, onu her geçen gün daha fazla ele geçiriyordu.Melody, babasından uzak durmaya çalıştı gerçekten. Arkadaşlarıyla geceleri dışarı çıkıyor, partilere katılıyor, alkolün ve müziğin gürültüsünde kendini unutmaya çabalıyordu. Yeni insanlarla tanışıyor, flört ediyor, bazen öpüşüyor, bazen daha ileri gidiyordu; ama hiçbir şey o boşluğu dolduramıyordu. Her dudak değdiğinde, her el bedenine dokunduğunda, aklına tek bir kişi geliyordu: Ryan. Onun güçlü kolları, derin ses tonu, yasak ama bir o kadar da tanıdık kokusu… Melody ne kadar kaçarsa kaçsın, eve döndüğünde yine aynı gerçekle yüzleşiyordu. Babası hâlâ oradaydı. Hâlâ aynı evde nefes alıyor, aynı koridorda yürüyor, aynı masada yemek yiyordu. Ve Melody’nin bedeni, kalbi, aklı ona doğru çekiliyordu.O gece de yine geç saatte eve döndü. Ayakkabılarını kapıda sessizce çıkardı, çantasını yere bırakıp parmak uçlarında merdivenlere yöneldi. Ancak bu kez babası bekliyordu. Salonda, loş ışıkta oturmuş, elinde bir bardak viskiyle ona bakıyordu. Yüzünde öfke vardı, ama altında daha karmaşık bir şey: kırgınlık, çaresizlik ve bastırılmış arzu. “Neredeydin?” sorusu sert çıktı ağzından. Melody duraksadı. Yalan söylemek istedi, her zamanki gibi “Arkadaşlarla” demek geçti aklından; ama babasının gözlerindeki o bakış, yalanı boğazında düğümledi. Ryan ayağa kalktı, yavaş adımlarla yaklaştı. “Biliyorum ne yaptığını” dedi, sesi alçak ama kararlı. “Her gece dışarı çıkıyorsun, kendini başkalarına teslim ediyorsun. Bunu neden yaptığını da biliyorum. Çünkü beni unutamıyorsun.”Melody’nin kalbi deli gibi çarpmaya başladı. Babasının bu kadar net konuşması, yıllardır içinde tuttuğu her şeyi bir anda açığa vurmuştu. Gözleri doldu, ama ağlamadı. Bunun yerine bir adım attı, babasına yaklaştı. “Sen de unutamadın, değil mi?” diye fısıldadı. Ryan başını çevirdi, “Bir daha olmayacak” dedi dişlerini sıkarak. Ama Melody pes etmedi. Elini babasının göğsüne koydu, parmakları tişörtün altından tenine değdi. “Beni istiyorsun” dedi yumuşak, ama kararlı bir sesle. “Hâlâ istiyorsun. Biliyorum.”O an hava değişti. Ryan’ın nefesi hızlandı, gözleri Melody’nin dudaklarına kaydı. Melody dizlerinin üzerine çöktü, yavaşça babasının pantolonunun fermuarını indirdi. Göz göze geldiler. Ryan’ın “Dur” demesi gerekiyordu, ama kelime boğazında kaldı. Melody dudaklarını açtı, babasının sertliğini ağzına aldı. Yavaş, ıslak, derin hareketlerle onu içine çekti. Dilini ustalıkla kullanırken gözlerini hiç ayırmadı babasının gözlerinden. Ryan’ın eli istemsizce kızının saçlarına gitti, parmakları sıkıca kavradı. İnlememek için kendini zor tutuyordu, ama Melody’nin ağzındaki o sıcaklık, o açlık, bütün direncini eritiyordu.Melody kalktı, üstünü çıkardı. Göğüslerini babasının göğsüne yasladı, sert meme uçlarını onun teninde gezdirdi. Sonra tekrar diz çöktü, bu kez göğüslerinin arasına aldı babasının erkekliğini. Yumuşak, sıcak bir baskıyla yukarı aşağı hareket ederken Ryan’ın nefesi kesik kesik çıkıyordu. “Melody…” diye inledi, sesinde hem yalvarış hem teslimiyet vardı. Melody gülümsedi, “Beni istiyorum, biliyorum” dedi ve hızlandı. Ryan daha fazla dayanamadı. Titreyerek boşaldı, sıcak sıvıları Melody’nin göğüslerine yayıldı. Ama bu son değildi.Melody babasını kanepeye oturttu, üzerine çıktı. Bacaklarını açtı, yavaşça üzerine oturdu. Ryan’ın elleri kalçalarına gitti, istemeden sıkıca kavradı. Melody hareket etmeye başladı; önce yavaş, sonra giderek hızlanan ritmik bir dans. İkisi de konuşmuyordu artık. Sadece nefesler, inlemeler ve bedenlerin birbirine çarpma sesi vardı odada. Melody’nin içindeki sıcaklık, Ryan’ı tamamen ele geçirdi. “İçime gel” diye fısıldadı Melody, sesi titreyerek. “Beni yine doldur, baba.” O kelime, Ryan’ın son direncini kırdı. Hızlandı, derinlere girdi, kendini tutamadı ve Melody’nin içine boşaldı. Sıcak, yoğun bir patlamayla ikisi de aynı anda zirveye ulaştı.Sonrasında sessizlik çöktü. Ryan başını ellerinin arasına aldı, Melody ise babasının göğsüne yaslandı. İkisi de biliyordu: bu son olmayacaktı. Yasak olan, bir kere tadıldıktan sonra artık bağımlılık haline gelmişti. Pişmanlık vardı, evet; ama arzunun gücü çok daha büyüktü. O gece, bir kez daha o çizgiyi aştılar. Ve muhtemelen yarın gece de aşacaklardı. Çünkü bazı arzular, ne kadar yasaklanırsa yasaklansın, bastırılamıyordu. Melody ve Ryan, artık baba-kızdan çok daha karmaşık, çok daha tehlikeli bir bağın içinde tutsaktılar. Ve bu bağ, onları özgür bırakmayacaktı.
