Üvey Amcası Yeğenine Çok Fena Giriyor Türkçe Altyazılı
Brooklyn, hafta sonunu teyzesi ve eniştesiyle geçirmek için valizini sürükleyerek kapıdan içeri girdi. Heyecanı yüzünden okunuyordu; uzun zamandır görmediği eniştesi Neil’le (Stirling Cooper) vakit geçirmek, eski anıları yâd etmek istiyordu. Kapıyı açan Neil, her zamanki sıcak gülümsemesiyle karşıladı onu: “Hoş geldin prensesim, nihayet geldin!” Teyzesi Sadie ise ortada yoktu. Brooklyn kaşlarını çattı: “Teyzem nerede?” Neil omuz silkti, doğal bir tavırla “Son anda iş çıktı, şehir dışına gitmek zorunda kaldı. Üzgünüm tatlım, sadece ikimiz kaldık bu hafta sonu.” Brooklyn biraz hayal kırıklığına uğradı ama yine de gülümsedi. En sevdiği enişteyle yalnız kalmak da fena değildi sonuçta.Salonda oturup sohbet etmeye başladılar. Brooklyn, rahatlıkla gardını indirdi. Neil’e her şeyi anlatabilirdi; o hep anlayışlı, modern, “cool” bir enişteydi. “Aslında buraya uğramamın asıl sebebi başka” diye başladı utangaç bir gülümsemeyle. “Online tanıştığım bir çocuk var, onunla buluşacağım. Annem babam duysa çıldırırdı, o yüzden sana söyledim. Sen bilirsin, kimseye söylemezsin değil mi?” Neil’in gözleri bir an parladı ama hemen toparlandı: “Tabii ki canım, sır bizde kalır. Senin mutluluğun önemli.” Brooklyn rahat bir nefes aldı, sırt çantasını açıp eşyalarını yerleştirmeye koyuldu.Ancak gün ilerledikçe ufak tefek tuhaflıklar dikkatini çekmeye başladı. Neil’in omzuna dokunuşları biraz uzun sürüyor, beline sarılırken elleri kalçalarına çok yaklaşıyordu. “Ne kadar büyümüşsün, ne kadar güzelleşmişsin” derken ses tonu garip bir şekilde kalınlaşıyordu. Brooklyn önce gülüp geçti, “Abartma enişte” diye şakalaştı. Ama akşamüstü odasına çekildiğinde kapının aralığından bir gölge fark etti. Kalbi hızlandı; kapıyı hafif aralayıp baktığında Neil’i gördü – gözleri faltaşı gibi açık, onu izliyordu. Brooklyn irkildi, kapıyı sertçe kapattı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. “Bu normal değil” diye düşündü, ama hâlâ emin olamıyordu.Telefonuna bir mesaj geldi. Teyzesi Sadie’den: “Canım, Neil sana iş için gittiğimi söylemiş ama yalan. O beni bu hafta sonu için gönderdi, bilerek yalnız kalmak istemiş seninle. Lütfen dikkatli ol, bir şey olursa hemen ara.” Brooklyn’in eli titredi. Mesajı okudukça yüzü bembeyaz oldu. Hemen salona koştu, Neil’i karşısına aldı: “Ne yaptın sen enişte? Teyzemi niye yolladın? Ne yapmaya çalışıyorsun?” Neil önce inkâr etti, sonra yavaşça ayağa kalktı. Maske düştü; gözlerinde yıllardır bastırdığı o açlık vardı. “Seni istiyorum Brooklyn. Uzun zamandır. O kadar güzelsin ki… Seninle yalnız kalmak için her şeyi yaptım. Annen babana o çocuktan bahsederim, biliyor musun? Online sevgilini öğrenirlerse ne olur, düşün.”Brooklyn’in gözleri doldu. Korku, utanç, öfke… hepsi birbirine karıştı. “Bunu yapamazsın… Lütfen…” Neil yaklaştı, elini çenesine koydu: “Yapabilirim. Ama istersen susarım. Karşılığında bana istediğimi verirsen.” Brooklyn’in dünyası başına yıkıldı. Ailesinin tepkisini hayal etti; annesinin gözyaşları, babasının öfkesi… Dayanamadı. “Tamam… ama sadece bu sefer. Bir daha asla.” Neil gülümsedi, zafer kazanmış gibi.Odaya geçtiler. Brooklyn titreyerek üstünü çıkardı; ince bedenini kapatan tişört ve şort yere düştü. Neil’in elleri hemen göğüslerine gitti, sıktı, okşadı. Brooklyn gözlerini kapattı, dişlerini sıktı. Neil onu yatağa yatırdı, bacaklarını ayırdı. “Rahat ol prenses, sana zarar vermeyeceğim” diye fısıldadı ama sesi açlıkla doluydu. Dudaklarını boynuna, göğüslerine indirdi; emdi, ısırdı. Brooklyn inledi ama zevkten değil, zorunluluktan. Neil pantolonunu indirdi, sertleşmiş erkekliğini Brooklyn’in dudaklarına yaklaştırdı. “Aç ağzını” dedi. Brooklyn itaat etti; acemice emmeye başladı, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.Neil dayanamadı, Brooklyn’i sırtüstü yatırdı ve yavaşça içine girdi. Dar, sıcak… Brooklyn’in nefesi kesildi, elleri çarşafları sıktı. Neil ritmik hareketlerle ileri geri gidip gelirken “Ne kadar güzelsin… tam istediğim gibi” diye mırıldanıyordu. Tempo arttı; sert darbeler, inlemeler, ter… Brooklyn’in bedeni istemese de tepki veriyordu; ıslaklık arttı, inlemeleri kontrolsüz çıktı. Neil kalçalarını avuçladı, daha derine girdi. Sonunda dayanamadı; birkaç güçlü hamleyle içine boşaldı. Sıcak sıvı Brooklyn’in derinliklerine dolarken Neil derin bir inlemeyle üzerine yığıldı.Brooklyn hareketsiz yatıyordu, gözleri tavana dikili. Neil kalktı, saçlarını okşadı: “Güzel bir hafta sonu olacak, göreceksin.” Brooklyn cevap vermedi. İçinde kırık bir parça vardı artık. O hafta sonu, en sevdiği enişteyle değil, bir yabancıyla geçmişti. Ve bu sır, sonsuza dek onunla kalacaktı. Ailesine dönemezdi, kimseye anlatamazdı. Sadece susacaktı… ve unutmaya çalışacaktı. Ama bazı yaralar kapanmıyordu.